Düşündüm taşındım ve uzun zaman önce yapmam gereken bir şeyi yapmaya karar verdim: Uzaklaşmak.

Bir süre (a)sosyal medya olmasın istiyorum hayatımda. En azından fakültem başlayana kadar biraz nefes almak istiyorum. Okunacak bir sürü kitabım, izlemek istediğim dizilerim ve öğrenmek istediğim bir dil var. Kendime odaklanmak istiyorum.

Gitmeden de sizlere atıştırmalık birkaç şey bırakayım.

Hikayem: Bir yıl önce yazmaya başladım, vakit geçirmek için iyi gider.

Eskiler: Bazı karalamalar var burada.

Günlük Niyetine: Göz atmak isteyen olur belki. Ben buraya yazayım da.

Kitap Güncesi: Seç, beğen, oku.

Haydi kendinize iyi bakın. Ersan bir süre buralarda yok.

shared Temmuz 27, 2014 - 1 not

Diş İzleri

ersanyilmaz:

Sağ kolumun alt kısmında iki tane diş izi.

Soranlara anlattığım hikaye ise “küçükken köpek ısırdı"dan ibaret.

Doğru, doğru olmasına ama esasında o kadar kısa değil hikaye.

Köyde yaşıyorsanız herkesin olduğu gibi sizin de bir komşuanneniz vardır. Kısaca komşanne dersiniz. Bir gün biz böyle iki hane şeklinde toplandık. Babalar bizle değildi ama onlar dışında kim varsa oradaydı. Annem, ablamlar, komşannem ve onun çocukları… Epey kalabalık bi gruptuk yani, nereye gittiğimizi hatırlamıyorum lakin hikaye geri dönerken olanlarla alakalı zaten.

Bizim garajla yan komşunun bahçesi arasında ufak bir patika vardır. Hatta benim şu bisiklet macerasının gerçekleştiği patikanın başlangıcıdır orası. Çevre yoluna kadar uzanır patika, bazen boyum kadar çalılar vardır bazen de düz bir toprak yoldur.

İşte o patikanın sonunda gerçekleşiyor olay, tam bizim evin orada. Bahsettiğim şu yan komşunun o zamanlar azılı mı azılı iki tane canavar köpeği vardı. Birisi kocaman bir kangal öbürü ise böyle koyu turuncu-beyaz karışımı cinsini bilmediğim bir köpek. Bizim ev köyün sınırında kaldığından pek çoğu bilmez o köpeklerin huylarını ama ben epey çekmişimdir o köpeklerden. Adları batsın! Hayvanlar gördükleri her cisme havlayan tiplerdendi, üstüne bir saldırganlardı da. Havlayan köpek ısırmaz derler ya, halt etmiş onu diyen. Hayvan bana senelerce havladı, en sonunda da ısırdı.

Biz artık adını-hatırlamadığım-yer’den dönerken böyle gülüşe gülüşe, sohbet ederek varmıştık bizim eve. Klasik bir yakın aile muhabbeti dönüyor arada, şakalar yapılıyor filan. Ben de onlardan birkaç adım öndeyim, eve yaklaştık ya heyecan yapmışım. Yan komşunun bahçesinin kapısı da ardına kadar açık, benim şu belalılarım her an görünebilir yani. Kangal olan sadece havlardı onun hakkını yemesem iyi olur ama öbür turunculu olan tam bir eşkıyaydı yemin ederim ki.

Neyse, biz eve biraz daha yaklaştığımızda ben bi şımarıyorum. Sanki senelerce gurbette kalmışım da eve yeni geliyormuşum gibi davranıyorum. Komşunun bahçesinin önünden geçerken arkadan annem sesleniyor: Köpek var, koşma!

Ben dinlemiyorum koşturuyorum bizim eve doğru. Çok değil, bi on metre filan kalmış eve ama sen neden anne sözü dinlemezsin be ibiş?!?!

Annemin bunu demesi üzerine şu turunculu eşkıya arkasına kangalı alıp üzerime üzerime koşmaya başlıyor. Ben bunu görünce oradaki herkesin uyarısına rağmen depar atmaya başlıyorum. Başımı yana çevirmiş köpeklere bakarken bir yandan da koşmaya aynen devam. Bir ara önümü görmek için kafamı çevirdiğimde hemen önümde irice bir kaya görüyorum. Ama artık faydası yok çünkü benim kayayı görmemle yere çakılmam bir oluyor. Düştükten sonra arkama dönüp bakıyorum. Bi beş metre ötede annemler bana doğru koşuyorlar ama ne yazık ki şu belalılarım bana onlardan daha yakınlar. En son hatırladığım turunculu eşkıyanın üzerime çullandığı. Sonrası ise:

Ya çocukken köpek ısırdı beni, bunlar da diş izi, aslında yanyanaydı bunlar ama zamanla açıldı yara izleri.

Köpeklerin akıbeterini soracak olursanız, köpeğin sahibi Tahir Amca şu turuncu-beyaz eşkıyayı tüfekle vurdu diyordu babam olaydan epey sonra bu anının sohbeti açıldığında. Öbür kangal ise uzun bi süre yaşamaya devam etti ama o günden sonra öyle çok saldırgan değildi. Eceliyle öldü herhalde…

Normalde böyle bi olaydan sonra benim köpeklerden korkmam icap eder ama öyle bi durum yok. Hayvanları çok seviyorum, özellikle köpekleri. Pamuk adında ama ismiyle hiç müsemma olmayan başka bir köpek vardı. Onunla da olan bir anı gelirse aklıma yazarım bir ara.

shared Temmuz 26, 2014 - 3 not / via - source

İlk Anı

ersanyilmaz:

Dün akşam tam yatmadan önce yazdığım şu zamazingodan sonra uyuyana dek çocukluğumu düşündüm. Yaklaşık on yaşına gelene dek köyde yaşadım, aklım erdiğinden beri de şükrediyorum köyde büyüdüğüm için.

Çocukluğuma dair o kadar harika anılarım var ki. Elbette kötü şeyler de olmadı değil ama bilinçaltım hep iyi olanları hatırlatıyor bana. En azından kötü olanlardan önce…

Şu an paylaşmak istediğim anı aynı zamanda benim hatırladığım en eski anımdır. İnsanın ilk anısı hayatını büyük ölçüde etkiler derler.

Tahminimce ve annemin de onayıyla bu olay ben 3-4 yaşlarındayken gerçekleşiyor.

Babam ben çocukken sık sık şehir merkezine giderdi. Evin ihtiyaçları ya da iş için filan. Yine o günlerden biriydi. Annem de harıl harıl işlerine dalmış, hep giydiği şalvarlardan biri vardı yine üzerinde. Ben de sarı renkli, üç tekerlekli bisikletimle serseri mayın gibi geziyordum evimizin bahçesinde.

Annemin yanında gittim, kadın koskoca leğeni almış tahminimce çamaşır  yıkıyordu, babam nereye gitti diye sordum. Kadının işi başından aşkın tabi, beni oyalamak için kıra gitti dedi. Biliyor çünkü Tekirdağ’a gitti derse soruların arkasının geleceğini. Neden gitti, ne zaman gelecek vs vs…

Annem kır deyince nedense aklıma bizim Bayıraltı dediğimiz yer geldi. Halbuki başka tarlalar da vardı ama niye o aklıma geldi bilmiyorum. Hala da öyledir mesela. Bayıraltı diğerlerinden hep önce gelir aklıma, daha mı çok seviyorum nedir?

O zamanlarda da bende artık nasıl bir baba tutkusu varsa, annem işlerle meşgulken babama gitmeyi planlıyorum bisikletimle. Tarla da öyle yakın değil hani, Annemin meşguliyetinden istifade edip firar oluyorum. Arka bahçeden Bayıraltı’na giden kısa yol vardır. İşte o yolu kullanmayı düşünüyorum ilk olarak. O fikir nereden geldi aklıma bilmem çünkü kimse o yolu kullanmaz. Ne traktör geçer o yoldan ne de aklı başında bi insan. Zaten yol da yok yani, ufacık bi patika var tek kişinin gidebileceği. İki tarlanın arasında bayır aşağı inen bir patika…

Üç tekerlekli bisikletimle o patikadan aşağı yol alıyorum ilk, baktım ki hız yaptım, bisikletimi kaldırıp yürüyerek devam ediyorum. O yolu indiğimi de hatırlıyorum hala, ilginç.

Patika bitince bir anayoldan geçmeniz gerekir karşıya, ondan sonra da bir dere vardır. Derede ufak tahta bir köprü olduğunu hatırlıyorum o zaman. Aklımca oradan geçeceğim işte. Bu anayol dediğimde ciddi ciddi çevre yolu. Ne tır eksik olur o yolda ne otobüs. Arabalar gazı kökleyerek geçer o yolu zira karşınıza bir şeyler çıkma ihtimali cidden çok azdır. E millet ne bilsin benim gibi birinin hayata geldiğini o zamanlar?

Ben hayati misyonum olan o kıra gitmeyi nasıl istediysem artık yola atıyorum kendimi. Salak değilim ama yolu epey kontrol ede ede geçiyorum ama ne fayda? Ben kontrol edip hamle yapana kadar arabalar yaklaşıyor. Koskocaman kırmızı bir kamyonun beni ezmemek için yolun ortasında nasıl şerit değiştirdiğini hatırlıyorum. Şimdi bile yol kenarından bir kamyon geçse böyle değişik ve sıcak bir rüzgar bırakır ya ardında, ondan bile çekinen ben o zamanlar burnumun dibinden geçen kamyona hiç pas vermeden devam ediyorum. Yolun tam ortasındayken bir traktör duruyor yanımda. Bizim traktörün aynısı olduğundan ilk başta babam sanıyorum ama içinden başka biri iniyor. Bu kadar gereksiz detay hatırlayan ben, o adamın yüzünü hatırlamıyorum. Çok isterdiğim hatırlamayı çünkü o adam benim hayatımı kurtaran adam.

Sonradan adamın adının Veli olduğunu öğreniyorum. Babamın yakın arkadaşlarından biriymiş, beni bulur bulmaz da eve getirmiş. Tüm bu olaylar olurken annem beni arıyormuş yana yakına tabi. Komşu komşu gezmiş kadın, Veli abi beni getirince de epey dua etmiş adama.

Bu olaydan yıllar sonra öğrendim ben Veli abinin hikayesini. Veli abi köyde epey sevilen, iyi biriymiş. Köyün varlıklı ailelerinden birinin oğlu, babamın da ahbabıymış. Ben daha bu olanları doğru düzgün düşünemezken kanserden ötürü vefat etmiş Veli abi. Kader işte, annemin duaları da yetmemiş ne yazık ki onu hayatta tutmaya.

En azından bir kerelik de olsa karşılaşmak isterdim Veli abiyle. İnsan hayatını borçlu olduğu adama bir kez teşekkür edebilmeli.

shared Temmuz 23, 2014 - 3 not / via - source
— PLAYED 6 TIMES

You look amazing, is that dress new?

shared Temmuz 22, 2014 - 1 not
— PLAYED 12 TIMES

Parov Stelar dinler gibi oluyorum bu şarkıyı dinlerken.

Çok iyi.

shared Temmuz 22, 2014
— PLAYED 24 TIMES

Güzel bi albümden güzel bi şarkı.

shared Temmuz 22, 2014

#direnersan →

Bugün zayıflama serüvenimin başlamasının üzerinden tam bir yıl geçti. Bir sene önce başladım, zorlu bir süreç oldu ama amacıma ulaşıp 33 kilo verdim.

Bu kısa yazı ise on bir ay öncesinden, yani bu işe başladıktan yaklaşık bir ay sonrasından.

Yakın geçmişe bir gidip geldim.

shared Temmuz 21, 2014 - 4 not / via - source
Shut Up And Let Me Go
The Ting Tings — PLAYED 6 TIMES

Son-ki-üç-dört!

shared Temmuz 20, 2014 - 1 not
Everytime
Loreen — PLAYED 140 TIMES

Burada şimdiye dek neden Loreen paylaşmadım hiçbir fikrim yok.

shared Temmuz 20, 2014 - 9 not
— PLAYED 58 TIMES

ersanyilmaz:

Everybody’s lookin’ for somethin’.

shared Temmuz 19, 2014 - 7 not / via - source